Amerika'da Bir Türk Kasabası
Türk şirketleri aslında Avrupa'yı üs kullanarak da ABD'ye girebilir. Ancak yine birilerinin içeriden kapıyı açması gerek. Tiyanşan Muradoğlu gibi Ahıskalı liderler, ABD'de Yeni Ahıska (New Ahıska) adında bir kasaba kurmak istemektedirler. Aslında bu müthiş bir projedir. Türkiye milyar dolar harcasa bu fırsatı yakalayamazdı…
PROF.İHSAN IŞIK*
Dünya Türk İş Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi
Rowan Üniversitesi Üyesi ve Amerikan Türk Ticaret Odası (ATCOM) Başkanı
Gordon Gekko "Wall Street" adlı meşhur filmin başkahramanıdır. Gekko rolündeki olağanüstü performansı Michael Douglas'a 1987'de Oscar kazandırdığı gibi, onu Hollywood tarihindeki en unutulmaz 25 karakter arasına sokmuştur (Amerikan Film Enstitüsü).
23 sene sonra devamı çekilen filmin ikincisi, "Wall Street: Para Asla Uyumaz" adıyla yeni gösterime girmiştir. Gekko finans dünyasının yıldız yatırımcısıdır. Başarısı, potansiyeli büyük ama kötü yönetilen firmaları birer birer fethetmesidir. Gekko karakterinin filmde canlandırdığı dinamik hayat tarzı bir nesle model olmuş, binlerce genç rüya meslek olarak finansa yönelmiştir. Nitekim, film bugün Amerika'da birçok üniversitede iş idaresi programlarında gösterilmektedir. Gekko aslında modern finans dünyasının kurnaz generalidir. Geliştirdiği akılalmaz stratejilerle şirketleri ucuza ele geçirmektedir. Gekko'nun esin kaynağı ise filmde elinden hiç düşürmediği Çinli general Sun Tzu'ya ait "Savaş Sanatı" adlı kitaptır. Film sonrası büyük bir ün yakalayan bu eser, büyük satış rekorları kırmış, Gekko hayranı finansçıların el kitabı olmuştur. Milattan önce 500 yılına ait bu çalışma, bugün sadece askerlerin değil, ihtilaf ve çatışmaya muhatap olan birçok kesimin esin kaynağıdır. Hatta, rivayettir ki, devrin Çin imparatoru Ho Lu, "Bu tezleri kadınlara da uygulayabilir miyiz?" diye merakla sormuş, Sun Tzu da "elbette" diyerek birkaç örnekle tatbikatını göstermiştir.
TÜRKİYE'NİN ABD PAZARINDAKİ YERİ
Ticaret aslında medeni bir savaştır. Nitekim, ünlü Fransız düşünürü Benjamin Constant, "Savaş barbar içgüdülerin, ticaretse medeni hesapların bir kapışmasıdır." der. İkisi de başarı için ciddi stratejik planlama gerektirir. Ticari mücadelede de taktikler, ittifaklar, askerler, ele geçirilecek piyasalar, feth veya imha edilecek şirketler, lojistik hamleler, psikolojik savaşlar, moral motivasyon, dağıtım kanallarını temin ve mücadele şartlarını belirleyen mevzuatlar vardır. Nihayetinde savaş da ticaret de birer taktik-strateji sanatıdır; sadece büyük bir heyecanla çalışmak yetmez. Nitekim, Gekko'nun piri General Tzu, "Taktiği olmayan bir strateji zafere giden en yavaş yoldur. Stratejisi olmayan taktik ise sadece hezimet öncesi kuru bir gürültüdür." der. Yıllardır bütün uğraşlara rağmen, Türkiye bugün dünyanın en büyük pazarı ABD'de yoktur. Amerika'nın 2,6 trilyon dolarlık ticaret hacmi içerisinde Türkiye'nin payı sadece 9 milyardır. 2009'da ABD'ye ihracatımız 3,2 milyar dolardır. Bu rakam Amerika'nın toplam ithalatında binde ikiler mertebesindedir. Türkiye ezeli müttefiki Amerika'nın ithalat yaptığı ülkeler arasında 48'inci sırada olup, Bangladeş'ten bile sonra gelmektedir. Dahası, Türkiye'nin Amerika ile ticareti son yıllarda artmak yerine azalmaktadır. Gelinen noktada, 300 milyon nüfuslu Amerika'ya ihracatımız bugün 30 milyonluk Irak'a ihracatımızdan daha azdır. Bu sonuç, Türkiye'nin ABD ile ticarete önem vermediğinden kaynaklanmıyor. Bilakis, Amerikan pazarına giriş Türkiye'de siyasetçilerin, bürokratların ve işadamlarının yıllardır en önemli gündem maddelerinden birisidir. Geçmişte yıldırım hızıyla kaleler fetheden Türkler, her nasılsa 30 yılı aşkındır Amerikan pazarına girmek için hâlâ yol arıyor. Bütün dünyaya açık bu devasa pazara girmek, İstanbul'u fethetmekten zor olmasa gerek. Demek ki bir yerlerde hata yapıyoruz. Belki de hem kendimizin hem de başkalarının tarihî ve askerî tecrübelerine tekrar bakmakta fayda var.
Tarihte imparatorluklar ticaret ve sömürge imparatorlukları diye ikiye ayrılır. İlki ticaret, diğeri ise toprak peşindedir. Ticaret peşinde olanlar yerel halk ve yöneticilerle iyi geçinmişler, onlarla anlaşmalar imzalamışlar ve iki tarafın da ekonomik gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Sömürge peşinde olanlar ise yerel halkın mal ve toprağına göz dikmiş, kendi yaşam tarzları ve inançlarını empoze etmiş, yerel ekonomileri çökertirken, kendilerininkini tepelere taşımışlardır. Genelde ticaret imparatorlukları barışın, sömürge imparatorlukları ise savaşın sembolüdür. Ticaret imparatorluklarına en iyi örnek Portekiz'dir. Portekiz, Avrupa'nın 16. asırda en fakir ülkesiyken, bir asır geçmeden İspanya ile beraber küresel süper güç olmuştur. Portekiz bunu "feitorias/fabrikalar" dedikleri ticari garnizonlarla başarmıştır. Portekiz yakın keşiflerle ilk önce Afrika kıyılarına açılmış, oradaki yerel yöneticilerden Arguin adasını "fabrika" olarak kiralamıştır. Arguin'i üs olarak kullanarak hem Afrika'yla ticaret yapmış hem de zamanla daha güneye inerek Ümit Burnu'nu dolanmış, yol boyunca Hürmüz (İran Körfezi), Malacca (Malezya), Ternate (Endonezya), Goa, Cochin (Hindistan) ve Macao (Çin) adlı başka "fabrikalar" kurarak Hindistan ve Çin'e ulaşmıştır. Portekizli General Albuquerque bütün bu operasyonları Lizbon'dan yönetmektense, Batı Hindistan kıyılarındaki Goa'yı merkez üs olarak seçmiş, kısa zamanda baharat yolu ve ticaretine egemen olmuştur. "Fabrikalar" kanunen ve fiziken korunaklı üs şehirlerdir. Bu garnizonlar pazar, ambar, liman, dağıtım ve teşhir merkezi, gümrük, diğer keşiflere ve fetihlere üs görevleri görmüştür. Çevre "fabrikalardan" gelen mallar Gao'da toplandıktan sonra ya Portekiz'de pazara sunulmuş ya da Portekiz'in Batı Avrupa'daki iç "fabrikalarına" ihraç edilmiştir. Portekiz'in büyük başarısı, zamanla yeni rakipler doğurmuştur. Hollanda, Cape Town (Güney Afrika), Calicut (Hindistan), Ambon (Endonezya), Coromandel Coast (Hindistan), Colombo (Sri Lanka), Formosa (Tayvan), Canton (Çin), Mocha (Yemen) and Fort Oranje (New York), Dejima (Japonya) şehirlerinde "fabrikalar" kurarak 17. asırda dünyanın ticaret süper gücü olmuştur. Hollandalılar doğu operasyonlarına Cakarta'yı üs yapmışlardır. Portekiz ve Hollanda'nın tersine, İspanya, Fransa ve İngiltere sömürge ve iskan bazlı imparatorluklar kurmuşlardır. İngiltere Hindistan yarımadası etrafındaki Bombay, Calcutta ve Madras kıyı şehirlerini ilk önce ticarî üs olarak kullanmış, zamanla bu şehirler üzerinden tüm Hindistan'a nüfuz etmiştir. "Fabrika" tarzı ticarî üsler bizim topraklarımızda da görülmüştür. Mesela İtalyan şehir devletleri (Venedik, Ceneviz ve Floransa) Bizanslılar devrinde Beyoğlu'ndan Karadeniz ticaret ve sevkiyatını yönetmişlerdir.
Göçler ve sığınmalar sonucu son yıllarda bazı ülkelerde önemli azınlık mahalle ve kasabaları doğmuştur. Bunlar aslında "modern fabrikalardır". Bugün Batı'da hatırı sayılır bir anakent, hatta kasaba yoktur ki, bir Chinatown'u (Çin Mahallesi) olmasın. Aynı şekilde, Amerika ve Kanada'nın birçok bölgesinde, Little Italy (Küçük İtalya), Little India, Little Saigon, Little Manila, Little Armania, Koreatown, Japantown, Germantown, Swedesboro gibi birçok millete ait ya mahalle ya da kasaba vardır. Michigan'ın Dearborn şehrine uğradığınızda kendinizi Amerika'da değil, Lübnan veya Irak'ta sanabilirsiniz. Norveçlilerin, Rusların, Polonyalıların, Macarların, Yunanlıların, Çeklerin hakim olduğu kasabalar düzinelercedir. Amerika'da yaşayan Türklerin böyle bulundukları bölgeye damga vuracak bir yoğunlaşması yoktur. Belki New Jersey'deki Paterson şehri sayılabilir ama Türk izleri burada bir caddeyi geçmez (o da Arap ve Hispanik varlığı arasında bir çeşnidir). Halbuki, bir ülkeye ekonomik olarak nüfuz etmek için, o ülkede önemli kilit üslere ihtiyaç vardır. Mesela Almanya, Türkiye'nin en büyük müşterisidir. 1980'den beri ülkemize en fazla yatırım yapanlar Almanlardır. Türkiye'ye en çok turist Almanya'dan gelir. Hülasa, Almanya bizim birincil ekmek kapımız, en büyük ticaret ortağımızdır. Bu tesadüf müdür? Bugün Almanya'da yaşayan Türklerin sayısı 100 kadar ülkenin nüfusundan daha fazladır. Ne büyük bir pazar! Soydaşlarımız hem kendileri için hem de Avrupa'ya pazarlamak için Türkiye'den önemli miktarda mal çekmektedir. Bugün Almanya'da döner nasıl bir numara hızlı-yiyecek seçimi oldu?
Aynı şekilde, Amerika'dan Çindistan'a gönderilen milyarlık iş ve yatırımların arkasında bu ülkelerin ABD'de yaşayan diasporaları ve onların kurduğu "fabrikalar/mahalleler/kasabalar" vardır. Türklerin Amerika'ya ticari ve ekonomik olarak nüfuz edememesinin en önemli sebeplerinden birisi bu ülkede yaşayan Türklerin sayısının kısmen az olması, az olan nüfusun da koskoca kıtaya dağılmasıdır. Birçok gurbetçi işadamımız aynı fikirdedir. Mesela, önemli Türk gıda markalarının Amerika temsilcisi (ve Türkiye'den ABD'ye gıda ithalatının yaklaşık % 60'ına hakim) Vintage Food'un sahibi Levent Demirgil, daha çok büyüme potansiyelleri olduğunu ama bunu yalnız başına gerçekleştirmenin zor olduğunu söylüyor: "Bizim ağaç değil orman olmamız gerek. Ne kadar çok Türk işletmesi olursa etrafta, bizim için iyidir. Zira, büyümek için dayanışmak şart!" Zaten Amerika'da başarılı olan birçok Türk'ün arkası kuvvetli oluyor; sülalesiyle gelenler hızla yol alıyor. New York ve New Jersey'de bir düzine istasyon işleten iki ortak işadamı, Üzeyir Şahin (Çorum) ve Ziya Erdemir (Adana), zamanında istasyon imparatorluğu kurmalarının pekala mümkün olduğunu ama adamsızlıktan bu fırsatı kaçırdıklarını söylüyor: "Çalıştığımız petrol firması bizlerden çok memnundu ve ne zaman yeni bir istasyon açmak istese, ilk bize teklif ederdi. Ancak, elimizdeki nitelikli elemanlarla ancak bu kadarını başarabildik. Türk toplumunun kesinlikle büyümesi şart!"
Sanki bu niyaz ve yakarışlar bir yerlere ulaştı. 2004-07 yılları arasında binlerce Ahıskalı Türk Amerika'ya iltica etti. Ahıskalılar candan kopmuş bir parçamızdır. Ahıska Türk sınırına 12 km uzakta Gürcistan sınırları içerisinde bir şehirdir. 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya'ya esir düşerler. İkinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye ile savaşa hazırlanan Stalin'in emriyle 1944'te bir gece yarısı evlerinden derdeste toplanan 200 bin civarındaki Ahıskalı, tren vagonlarına doldurulup başta Sibirya, daha sonra Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a sürülür. 1989 yılında Özbekistan'da KGB kaynaklı Fergana faciasından sonra tekrar göç etmek zorunda kalan Ahıskalılar, öz yurtlarına dönmek isterler ama bu mümkün olmaz. 1990'larda SSCB'nin dağılmasıyla bir anda ülkesiz, kimliksiz ve pasaportsuz kalan Ahıskalılar çeşitli ülkelere iltica talebinde bulunurlar ve nihayet 2004'te ABD'den kabul alırlar. Uluslararası Göçmenlik Kurumu'nun verilerine göre bugün 13 bine yakın Ahıskalı Amerika'nın 33 eyaletinde iskan edilmiştir. Dünyanın yönetildiği merkezde güç olmak istiyorsak, bu potansiyeli iyi değerlendirmemiz gerek. Ahıskalılar yıllardır hasretiyle yandıkları Türkiye'ye âşıktırlar. Zor anlarında kimlikleri onlara kalkan olmuş, Türklükle aşağılandıkça Türklükte derinleşmişlerdir. Sanki 200 yıl önce dondurulmuş da bugün çözülmüş has Türk'ü görürsünüz simalarında. Bir Türkçe name işitince, bir Türkiye manzarası görünce gözleri pınar olan emsalsiz vatanseverdir onlar.
NEW AHISKA, ABD'DEKİ MODERN FABRİKAMIZ OLABİLİR Mİ?
Ahıskalıların ABD'ye varışı bir müjdedir. Amerika'da güç olmak için iki unsura gerek vardır: Oy ve para. 33 eyalete dağılmış Ahıskalılar ve 50 eyalete dağılmış Türklerin bu ikisini sağlaması çok zordur. Rusya'da birbirlerine kenetlenerek ayakta kalan Ahıskalı "survivor"lar, bugün Amerika'da asimilasyon tehdidi altındadır. Zira, Rusya fokur fokur, Amerika hafif hafif ısıtılan bir kazan. İlkine atılınca zıplayıp kurtuldular ama ikincisine atılınca usul usul erimekteler. Bu tehlikeyi hisseden Tiyanşan Muradoğlu gibi Ahıskalı liderler, ABD'de Yeni Ahıska (New Ahıska) adında bir kasaba kurmak istemektedirler. Yeni York, Yeni Londra, Yeni Orleans, Yeni Haven, Yeni Asterdam, Yeni Leipzig gibi isimlerle göçmenlerin ana yurtlarına hasretlerini ölümsüzleştirdiği bu yeni dünyada "New Ahıska" da Türk'ün hasretinin abidesi olacaktır. Muhtemel adaylar arasında en fazla yoğunlaşmanın olduğu Lancaster, Pennsylvania; Dayton, Ohio ve Seattle, Washington şehirleri vardır. Aslında bu müthiş bir projedir. Türkiye milyar dolar harcasa bu fırsatı yakalayamazdı (Türkiyeli Türkler arasında ayrışma çok derindir. Ayrıca yıllardır yaşadıkları yerlere kök salmışlardır. ABD'ye geleli 3-5 sene olmuş ve birbirine tutkun Ahıskalıları cem etmek daha kolaydır. Zaten Yeni Ahıska diğer Türkleri de çekecek; başka Türk kasabalarına ilham olacaktır. Ancak her geçen gün aleyhe işlemektedir). Başarılırsa, Yeni Ahıska Türkiye'nin ABD'deki "modern fabrikası / ticari garnizonu" olabilir. Türk ürünlerinin, kültürünün ve sanatının 365 gün 24 saat sergileneceği bir açık hava müzesi veya fuarı düşünün. Bugün Amerika'da Chinatownlar, Küçük İtalyalar, Küçük Meksikalar olmasaydı, ne 'eggroll', ne 'pizza', ne de 'taco' küresel yemek olurdu. Dünyaya döner yedirmek istiyorsak, Amerika'da "Türk fabrikaları" olması gerekiyor. Böyle bir kasabanın turizm potansiyelini düşünün. Orada Türk ürünlerinin test edildiğini ve tanıtıldığını hayal edin. Bugün Florida'ya giden milyonlarca turist mutlaka Yunan köyü Tarpon Springs'i görür. Yine, birçok şehirde Chinatown'lar turist Mekke'sidir. New Ahıska Amerika'ya girmek isteyen Türk firmaları için büyük bir fırsattır. Dünyayı imar eden inşaatçılarımız maalesef ABD'de yoktur. Niye müteahhitlerimiz New Ahıska projesi ile bu dev markete girmesinler? Türk bankaları bu projeyi finanse ederek niye ABD'ye nüfuz etmesinler? New Ahıska niye Türk kökenli siyasetçilerin ABD'de belediyeden başlayarak daha yüksek makamlara sıçrama tahtası olmasın? Modern bir ticari garnizon olarak, burası Türk mallarının Amerika'ya nüfuzu için pekala merkez olabilir. Türk şirketleri aslında Avrupa'yı üs kullanarak da ABD'ye girebilir. Ancak yine birilerinin içeriden kapıyı açması gerek. Türklere bu dünyada Ahıskalı soydaşlardan daha tescilli yaren mi var? Stalin neden sürdü Ahıskalıları?
*10 Ekim 2010