04 Şubat 2012 Cumartesi   
Üyelerimiz : 
Ana Sayfa |  İletişim |  Site Haritası       
Faydalı Bilgiler > Makaleler
Dünyada Taşlar Yerinden Oynayacak
Dünyada taşlar yerinden oynayacak. 15 Eylül, ABD'nin dördüncü büyük yatırım bankası Lehman'ın batış yıldönümüdür. O andan itibaren, küresel kriz başka bir faza geçmişti...

PROF. İHSAN IŞIK*
Dünya Türk İş Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi
Rowan Üniversitesi Üyesi ve Amerikan Ticaret Odası (ATCOM) Başkanı


Krizler aslında dengelerin bozulduğu, yeni dengelerin oluştuğu tarihi süreçlerdir. Bu tür kırılmalar, tünelin girişindeki resimle, çıkışındaki resmin geceyle gündüz kadar ayrışabildiği; böyle bir türbülansa 'dev' olarak girenlerin 'cüce', 'cüce' olarak girenlerin ise 'dev' olarak çıkabildiği olağanüstü hallerdir. Büyük savaşlar, büyük felaketler ve büyük krizler, "yeni bir dünyanın kurulduğu ve birilerinin de orada [baş köşede] yer aldığı" tarihi değişim anlarıdır. Eski FED başkanı Greenspan tarafından, "Böylesi ancak yüzyılda bir görülür." diye nitelenen, şiddeti itibarıyla 1929-33 Buhranı'na benzetilen kriz sonrası dünya acaba nasıl şekillenecek? Lehman'dan bir yıl sonra, çıkış emarelerinin ufukta seyrettiği kriz sonrası dünyayı iyi tahlil etmek, bölgesel güç olma yolunda önemli mesafeler alan Türkiye için büyük bir önem arz etmektedir. 

Amerika Birleşik Devletleri şu anki tahtına krizler sonrası oturmuştu. 19. yüzyıl sonlarında, ABD dünyada esamesi okunmayan uzakta ve yalnız bir ülkeydi. İç sıkıntıları Amerika'yı uzun bir süre küresel güç olmaktan alıkoymuştu. O zamanlar İngilizler hâlâ dünyanın lideriydi. 1890'da, Amerika eski efendisini ekonomik olarak yakalamıştı, ama hâlâ askerî ve diplomatik açıdan ikinci sınıf bir ülkeydi. Askerî gücü Yunanistan'ın bile gerisinde, dünyada ancak 14. sıradaydı. ABD, o zaman ekonomik güç olarak İtalya'nın 13 katıysa da, donanması çizmenin sadece 8'de 1'i kadardı. Uluslararası kongrelerde gözükmez, diplomatları küresel meselelerde 'küçük oyuncular' olarak görülürdü. ABD içinde Washington küçük, yerel ve etkisiz bir kasabaydı; yönetimi sınırlı bir güce sahip, başkanlığı neredeyse sembolik ve ehemmiyetsizdi. Amerikan yönetiminin içeride ve dışarıda itibar kazanması için, uzun yılların geçmesi, önemli iç değişikliklerin olması ve derin uluslararası krizlerin çıkması gerekiyordu. Ancak yeryüzünün gördüğü en büyük ekonomik buhran ve iki dünya savaşından sonra, Amerikan federal yönetimi dışarıda ve içeride nüfuzunu artırabilmiş ve otoritesini tesis edebilmişti. 

Tarihi bakımdan, ABD (askerî ve ekonomik) küresel krizlerin bir ürünüdür. O zaman, şu anki küresel kriz acaba dengeleri değiştirip, Amerika'yı tahtından edebilir ve yeni bir dünya lider(ler)i doğurabilir mi? Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi John İkenbery'e göre, "2. Dünya Savaşı'na müteakip tesis edilen yeni dünya düzeni, küresel ticaretin genişlemesine, yeni güçlerin [barışçıl] çıkışına, işbirliği ve ihtilaf çözümüne müsaade etmektedir. Nükleer dünyada, herhangi bir ülkenin, küresel dengeleri değiştirmek, rakiplerine üstünlük sağlamak için askerî maceralara girişmesi intihardan farksızdır. Dolayısıyla, modern dünya düzeni, katılımı çok kolay, ters yüz edilmesi ise çok zor bir sistemdir". Öyle görünüyor ki, bugünkü yerleşik düzende, yükselmek 'kaba güçle' değil, ancak 'yumuşak güçle' mümkündür. Hatırlanırsa, geçen asır Almanya ve Japonya'nın yükseliş denemeleri, yerleşik düzene meydan okuma şeklinde olmuş, kendilerine ve dünyaya çok pahalıya mal olmuştu. 

Geçen sene Pasifik Ülkeleriyle Sosyal ve İktisadi Dayanışma Derneği'nin (PASİAD) düzenlediği bir iftarda, Vietnam'ın Türkiye elçisi, 19. asrın bir 'Avrupa Çağı', 20. asrın bir 'Amerikan Çağı' olduğunu, 21. asrın ise bir 'Asya Çağı' olacağını iddia etmişti. Asya'da son yıllarda gerçekten büyük kıpırdanma var. Birçoklarına göre, yeni küresel güç adayı Çin'dir. Mevcut konjonktürü (şimdilik sorgulamayan ama) çok iyi okuyan aday Çin, uzun bir müddettir 'barışçıl yükseliş' adını verdiği bir politika gütmektedir. Kimseyle kötü olmak istememekte, bütün enerjisini ekonomik büyümeye vermektedir. Çin'in mallarını satabilmesi ve büyük bir ekonomik güç olabilmesi için büyük pazarlara ve yüksek teknolojiye ihtiyacı vardır. O yüzden, Tayvan meselesi hariç, ABD ve Avrupa'yla ters düşmekten kaçınmaktadır. Hatta, kimilerine göre Çin daha düne kadar münferit bir dış politika sahibi bile değildi. BM Güvenlik Konseyi'nde veto sahibi bir ülke olmasına rağmen, bu kapitalini yıllardır ABD'nin hizmetinde kullanmış; ayrıştığı konularda bile, ancak çekimser kalmıştır. Çin'in strateji uzmanları, devletin 'barışçıl yükseliş' parolasındaki 'yükseliş' kelimesinin bile egemen güçleri rencide edebileceği ve bir tehdit unsuru olarak algılanabileceği düşüncesiyle, Singapur'un efsanevi lideri Lee Kuan Yew'in tavsiyesiyle, artık 'yeni rönesans' veya 'barışçıl kalkınma' terimlerini kullanmaktadır. Çin, halkını 'harmonik büyüme' konusunda bilinçlendirmek için, 2007'de 12 dizilik 'Büyük Milletlerin Yükselişi' adlı TV programı hazırlamıştır. Osmanlı'dan ABD'ye 9 büyük gücün tarih sahnesine çıkış öyküsünü işleyen bu dizilerde Çin'in çıkardığı ders, militarist, emperyal ve saldırgan girişimlerin bir çıkmaz sokak olduğu ve küresel güce giden yolun 'imparatorluktan' değil, 'pazarlardan' geçtiğidir. 

*15/09/09

M. Rifat Hisarcıklıoğlu
Başkan
Muhtar Kent
Yüksek İstişare Kurulu Başkanı
Şubat 2012
Pzt.SalıÇrş.Prş.Cm.Cmt.Pz.
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829
Başka bir ülkede yeni bir pazara girerken hangi yolu tercih edersiniz?