Dünya Türk Girişimciler Kurultayı’na En Yoğun Katılım Sağlayan Bölge: Avrupa
Güvenlik konularında kilit konumda olan Türkiye, buna karşın bölgesel konumu ile Avrupa’da ekonomik bir rakip olarak nitelendirilmekte, malların ve girişimcilerin dolaşımında kota ve vize uygulamaları ile “tarife dışı” engellemelerle karşılanmaktadır...
1. Avrupa ve Türkler: Tarihsel perspektif
Osmanlı İmparatorluğu’nun en kadim ticaret partnerinin Fransa ve İsveç olduğu ve Almanya’nın ise ancak Birinci Dünya Savaşı sonrasında askeri konularda bilgi paylaşımı ile Türklerle ilk temasları kurduğu bilinmektedir. İtalya, İspanya ve İngiltere’nin ise konjonktüre bağlı mütteffik olduğu durumlar olmuş, ancak tutarlı bir tarihsel işbirliğinden söz etmek için yeterli altyapı tespit edilmemektedir.
Bölgedeki güç dengelerinde, en zor dönemlerinde dahi Türklerin etkin rol oynaması, Avrupa’nın doğu ile işbirliğinde stratejik konumu sebebiyle vazgeçilmez partner olması ve bu çerçevede Avrupa’nın kurduğu tüm teşkilatlara davet edilmesi tutarlıdır. 1948 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Ekonomik İşbirliği Kalkınma Örgütü (OECD) üyeliği, 1949 yılında Avrupa Konseyi’ne kuruluş aşamasında üyelik, üç yıl sonra NATO üyeliği bu kapsamda değerlendirilebilir.
Güvenlik konularında kilit konumda olan Türkiye, buna karşın bölgesel konumu ile Avrupa’da ekonomik bir rakip olarak nitelendiriliyor olmalı ki gerek malların dolaşımında kota uygulamaları, gerek ise girişimci dolaşımında vize uygulamaları ile “tarife dışı” engellemelerle karşılanmaktadır.
Oysa Türkler halihazırda Avrupa’da üretmekte ve GSYİH’ya ve istihdama önemli katkı sağlamaktadır. Türkiye tarafından 1961 yılı itibariyle Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ile işçi alım anlaşmaları imzalanmıştır. Almanya (1961), Hollanda-Belçika-Avusturya (1964), Fransa (1965), İsveç (1967).
2. Avrupa’da Türkler: Ekonomik ve Sosyal etkileri ile
Avrupa, nüfus yoğunluğu (km² ye 67 kişi) bakımından Asya'dan sonra ikinci sıradadır. 2. Dünya Savaşı'na kadarki yıllarda kıta nüfusunun artışı doğumlara bağlıdır. Fakat savaş sonrasında sanayideki hızlı gelişme ve hayat standardının yükselmesiyle, doğum oranı da hızla düşmüştür. Birçok Avrupa ülkesinde doğuma bağlı olarak nüfus artışı sıfıra yakındır. Kıtanın yıllık ortalama nüfus artışı yüzde 2 dolayındadır. Bu oran dünya nüfus artışının (yüzde 18) çok altındadır. Buna bağlı olarak nüfusta yaşlıların oranı ve nüfusun yaş ortalaması yükselmektedir.
İstatistikler incelendiğinde, Türkiye’nin Avrupa’ya 1960’lı yıllarda ihraç ettiği en önemli kalem insan kaynağıdır. 2006 yılı sonu itibariyle Romanya ve Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlıklar (yaklaşık 900 bin) ve Yunanistan vatandaşı Batı Trakya Türkleri (yaklaşık 150 bin) dahil Avrupa’daki Türk kökenli nüfus 5,2 milyona ulaşmaktadır. Türk kökenliler AB’deki en büyük göçmen nüfustur ve ağırlıklı yaşadığı coğrafya Almanya-Fransa-Hollanda’dır. 1960’lı yıllarda “iş gücü istedik ama insanlar geldi” diyen Almanya, kısa bir zaman öncesine kadar kendisini göç alan ülke değil evsahibi ülke olarak değerlendirmekteydi. 1970’lerde Alman yönetiminin Almanya’da çalışan Türk işçilerin Türkiye’deki çocuklarına verilen ödeneği bütçede sebep olduğu yük gerekçesiyle kesmesi ve sadece ülke topraklarındaki aile bireylerine katkı sağlanması kararı ile tetiklenen uçaklar dolusu çocuğun Avrupa’ya nakli bu konudaki dönüm noktası oldu. Bu algılamanın domino etkisi, eğitimde Türkçe seçmeli dersine 5 yıl öncesine kadar izin veren Hollanda’da (ki Türk göçmen nüfusun yoğun olduğu bölgeler bu ülkelerin sınırları içinde) çözümsüzlüklere yol açmaktadır. İş gücü olarak değerlendirilen 1.kuşağın torunları yaşadıkları ülkelerin koşullarına adapte olma aşamasında öz değerlerinden kopuk yaşamaya zorlandıkları oranda alt ve üst benlik çatışmaları yaşanması kaçınılmazdır.
Sosyal ve ekonomik faktörlere bir bütün olarak bakmak gereğinden hareketle, resmi politikaların aksine ekonomik hayata katkı sağlayan Türk göçmen nüfus işçi olarak geldiği ülkelerde 3 ve 4.nesilde eğitimli orta düzey yönetici ve daha da önemlisi girişimci yetiştirmektedir. AB-15 denilen 1. ve 2.dalga AB üyesi olan ülkelerde yaşayan 4.1 milyon Türk nüfusu, 2006 yılında Avrupa Birliği’nin GSYİH’sına yaptığı 80.7 milyar avroluk katkı ile 3. dalga AB üyesi ülkeler (AB-25)’in toplam GSYİH’sını aşmaktadır. AB’deki girişimcilerin toplam oranı (tarım hariç) yüzde 13,1 iken Türk girişimcilerin oranı yüzde 7,4’dür.
[1]
3. Türkiye – Avrupa Ekonomik İşbirliği: Avrupa’daki Türklerin Rolü:
Türkiye’nin Avrupa’daki algısında önemli bir güce sahip olan Avrupa’daki Türkler, bunu farklı örneklerle zenginleştirmektedir. Yerel yönetimlerde, bulundukları ülkede önemli bir partide ve Avrupa Parlamentosunda nicelik ve nitelik olarak yükselişte olan bu güç, aynı zamanda o ülkede markalaşma ve o ülkede yeri geldiğinde bir sokağın sahibi olarak gücünü tescil ettirmektedir. Bu noktada, Avrupa’da ağırlıklı olarak gastronomi sektöründe yaygınlaşan İtalyanlar ya da Yunanlıların aksine farklı sektörlerde rekabet gücünü Türkiye’deki özünden besleme imkanı bulunmaktadır. Sanayi ürünlerinde ihracatında artış kaydeden Türkiye’deki girişimci ile Avrupa pazarında dağıtım ağı olan Türklerin kurumsal işbirliği bu açıdan önem taşımaktadır. 2009 yılındaki Dünya Türk Girişimciler Kurultay’ı ile bir ilke imza atılarak kurumsallaşan Dünya Türk İş Konseyi Avrupa Komitesinin 15 üyesine bu kapsamda düşen sorumluluk ve Kurultay’da Genel Kurul günü katılarak, delege olarak, seçme/seçilme hakkını kullanarak en fazla katılım sağlayacağı öngörülen bu kitlenin etkisi uzun solukludur.
* “Hollanda ve Avrupa Birliği’ndeki Türk Nüfus, Hane Verileri ve Girişimcilerin Ekonomik Gücü”, Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı, Nisan 2007