Afrika’daki Türk İşadamları
Batılı yatırımcılara karşı bir kuşku ile yaklaşılan Afrika'da, Türk işadamları üst düzey devlet makamları başta olmak üzere Afrika kıtasında dünyanın pek çok bölgesinde karşılaşamadıkları ilgi ve yakınlığı bulabiliyorlar...
Bilindiği üzere Afrika’ya Açılım Eylem Planı’nın kabul edildiği 1998 yılından itibaren ciddi bir dönüşüm sürecine giren Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler, 2003 yılında T.C. Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından Afrika ile Ekonomik ve Ticari İlişkileri Güçlendirme Stratejisi, 2005 yılının Türkiye’de Afrika Yılı olarak kabul edilmesi ve 2008 Afrika Birliği tarafından stratejik ortak olarak ilan edilerek yine aynı yıl Afrika Kalkınma Bankası üyesi olmasıyla önemli aşamalar kaydediyor.
Son yıllarda Türkiye’nin Afrika ülkelerine verdiği önemin artmasında ağırlaşan küresel rekabet koşulları ve ülkeler tarafından yeni piyasa arayışlarının etkisi büyük. Bu bakımdan Uzakdoğu, Hindistan ve Afrika yatırımların yöneldiği hedef bölgeler olarak ön plana çıkıyor. Ancak bu bölgeler içinde hala en bakir olanı Afrika. Ayrıca sanayi ve dış ticaret yapısı Afrika ekonomilerini tamamlayıcı özellikler taşımakta olan Türkiye’nin özellikle KOBİ’leri için bu bölge hedef pazar konumunda yer alıyor.
Afrika ülkeleri elbette potansiyelleri açısından homojen bir yapı sergilemiyor. Nüfus, ekonomik büyüklük, GSYIH ve kişi başına düşen milli gelir rakamları açısından ülkeler arasında büyük farklılıklar görülebilen Afrika’da, Kuzey Afrika ülkeleri inşaat başta olmak üzere pek çok ürün çeşidinde Türk firmaları için Sahraaltı Afrika’ya açılan kapı olma özelliği taşıyor. Bunun yanında Sudan gibi petrol ve Nijerya gibi zengin doğal gaz rezervleri olan ülkelerle yine Sudan, Güney Afrika, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Orta Afrika, Gine gibi altın başta olmak üzere önemli yer altı madenlerine sahip veya Uganda, Tanzanya, Sudan, Etiyopya, Burkina Faso gibi tarımsal üretim veya hayvancılıkta yatırım imkanları sunan ülkeler mevcut. Özellikle gıda sorunuyla mücadele çerçevesinde tarımsal üretim alanında bir devrim gerçekleştirmesi gereken Afrika’nın tarımsal üretim ve ekipman alanlarında ihtiyaç duyduğu teknoloji transferini Türkiye’den sağlaması mümkün. Bunun dışında Afrika kıtasının bütünü için altyapı ve üstyapı inşaatı başta olmak üzere enerji, telekomünikasyon ve liman işletmeciliği gibi alanlarda Türk firmalarına yönelik yatırım olanakları var. Sömürge döneminde Batılı ülkelerin uyguladığı ithalat politikaları Afrika’nın ihracat performansını olumsuz etkilemiş ve uzun yıllar Batı ülkelerinin ekonomilerine uygun hammadde ihracatçısı olarak yaşamış olan Afrika’da imalat sanayinin çok bakir olması ve üretim kapasitesinin artırılması en önemli ihtiyaç olarak ortaya çıktığından bölgenin her türlü imalat yatırımına da açık olduğunu sözlerimize ekleyelim.
Kalkınmak için daha fazla yatırım çekmesi şart olan kıtada ulusal ekonomilerin küçük ölçekli olması yatırımcılar için caydırıcı bir faktör olabiliyorken bölgesel ekonomik bütünleşme hareketlerinin de etkisiyle Afrika giderek daha fazla yatırım çeken bir bölge olma yolunda ilerliyor. Afrika kıtası hemen her türlü alanda yatırım imkanı sunuyor olmakla birlikte en büyük sorun finansman olarak karşımıza çıkıyor. Afrika ülkelerinin sömürgecilik sonrası bağları ve dış kaynağa ihtiyaçları hala çok kuvvetli. Zengin bir sponsoru olmadığından sınırlı etkiye sahip olan Afrika Kalkınma Bankası’na sonradan bölge dışı üyelerin de davet edilerek Afrika Kalkınma Fonu’nun kurulması bu nedene dayanıyor. Türkiye’nin 2008 yılında Afrika Kalkınma Bankası ve Afrika Kalkınma Fonu’na üye olması Türk firmalarının Afrika’daki tüm projelere girebilmesine imkan verecek olması açısından büyük önem taşıyor.
Türk işadamlarının Afrika’daki durumuna gelince ticaret açısından bakıldığında Afrika ile olan ticaretimiz özellikle son yıllarda uygulamaya konan strateji ve politikalarla artış göstermekle birlikte ihtiyacının neredeyse tamamını dışarıdan ithal eden ve Türk mallarını genel olarak kaliteli bulan Afrika ülkelerinin ticaretinde Türk firmalarının payının daha fazla olması gerekiyor. Bununla birlikte mevcut potansiyeli yansıtmasa da Türk firmalarını Afrika’nın hemen her yerinde görmek mümkün. Afrika’ya yönelik yatırımları 400 milyon dolar civarında olan Türk firmaları, özellikle Afrika’ya giriş kapısı olarak görülen Kuzey Afrika ülkelerinde tekstil, inşaat ve gıda başta olmak üzere yoğun faaliyet gösteriyor. Bunun dışında Güney Afrika, Sudan, Etiyopya, Kenya, Tanzanya, Uganda, Nijerya Türk firmalarının başta inşaat, gıda ve enerji sektörlerinde yatırım yaptıkları ülkeler arasında.
Türk firmalarının Afrika’da yaşadıkları sorunların başında ulaşım sorunu geliyor. ECOWAS, COMESA, SADC gibi alt-bölgesel ekonomik bütünleşme hareketleri dış yatırımcılar için fırsatlar sunsa da, Afrika ülkeleri arasındaki ulaştırma altyapısının yetersizliği ve maliyetlerin yüksekliği ekonomik bütünleşmenin önünde olduğu gibi yatırımcılar açısından da dezavantaj olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında Türkiye ile ilişkilerde bankacılık hizmetleri, akreditif ve teminat mektupları ve özellikle karşılıklı olarak vize ve çalışma izni temininde yaşanan sorunlar da üzerinde durulması gereken noktalar.
Her ne kadar sömürge döneminde kurulan ilişkiler nedeniyle Batı ekonomileri ve sermayesine ihtiyaçları olsa da Afrika’da özellikle Batılı yatırımcılara karşı bir kuşku ile yaklaşılıyor. Bu bakımdan Türk işadamları üst düzey devlet makamları başta olmak üzere Afrika kıtasında dünyanın pek çok bölgesinde karşılaşamadıkları ilgi ve yakınlığı bulabiliyorlar. Bazı olumsuz örnekler dışında Türk mallarına duyulan güvenin de üst düzeyde olması bir avantaj.
Türk firmalarının bölgedeki rakiplerine gelince Kuzey Afrika’da Türk işadamlarının başlıca rakipleri Libya’da özellikle İtalyanlar, Fas, Tunus ve Cezayir’de Fransız, İngiliz ve İspanyollar. Bu ülkeler Kuzey Afrika’yı Avrupa ve Akdeniz’den Afrika’ya açılmak için kapı olarak görüyorlar. Afrika’nın genelinde bu ülkelere ek olarak Hindistan, Çin ve Güney Kore diğer rakipler olarak Türk işadamlarının karşısına çıkıyor. Özellikle Çin’in Afrika’nın tamamında sanayi yatırımları hızla artarken devlet desteği ile girişimciler yaratılıyor ve yatırım programları bu girişimcilere verilirken Çinli işgücü Afrika’ya getiriliyor. Bunun dışında yine Afrika’nın tamamında Hintli göçmenlerin ticaret ile uğraştığı, özellikle gıda ithalatında önemli rol oynadıklarını görüyoruz.
Afrika’ya açılmak isteyen işadamlarımızın bu pazarların sunduğu yatırım cazibesine kendilerini çok fazla kaptırmayıp uzun vadeli düşünerek harekete geçmeleri, hem kendileri hem de Türkiye için yararlı olacaktır. Özellikle yatırım yapılması düşünülen bir ülke pazarını ufak çaplı ticari ilişkilerle tanıyıp bölgeye düzenlenecek ziyaretler vesilesiyle ilgili makamlarla temaslar kurulması ilk aşamada büyük önem taşımakta. Pazarı iyice inceleyen ve yatırım yapmaya karar veren firmaların da yine ilk etapta mümkünse yatırımlarını kendi sermayeleri ve ortaklık yapıları ile gerçekleştirmelerinde fayda var. Başta müteahhitlerimiz olmak üzere Afrika’da yatırım yapmak isteyen işadamlarımızın buralarda Türkiye’yi temsil ettiklerini ve en ufak hatalarının Türkiye için uzun vadeli ağır bedelleri olabileceğini unutmamaları gerekiyor. Yine ihracatçılarımızın da özellikle Çin gibi bölgedeki rakiplerle uzun vadede rekabet edebilmek amacıyla kaliteli ve markalı mal üretimi ve ihracatına yönelmeleri önemli. Ancak bu hususlara dikkat edilmesi koşuluyla Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında güçlü ve sürdürülebilir iş ilişkileri tesis edilebilir.