Almanya’nın Sosyal Demokrat Türk’ü
Hem akademik hem de politika alanında kendini kanıtlamış, Alman Federal Parlamentosu’ndaki tek Türk Sosyal Demokrat olarak 2002 yılından Ekim 2009’a kadar görevini başarıyla sürdüren Türk kadın siyasetçi
Dr. Lale Akgün 1953 yılında İstanbul doğumlu. 1962 yılında Almanya’ya yerleşmesinin ardından Almanya’da ilköğretim hayatına devam eden Akgün’ün ardından lise öğrenimini başarıyla tamamladı. Lisans eğitimi için Marburg Üniversitesi’ni seçti. 1987 yılında lisans eğitimini psikolog olarak başarıyla tamamlayarak Köln Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden doktorasını aldı. Psikoloji alanında birçok önemli eseri ve makalesi olan Akgün’ün en önemli eserlerinden biri Almanya’nın en önemli sorunu olan uyum konusunda yazdığı “Uyuşma ve Entegrasyonun Pisiko-Sosyal Etkileri”.
Akademik hayatı bu kadar parlak bir biçimde ilerlerken Akgün, politikada kariyer yapmaya karar verdi. Bu kararın ardından Akgün,1982 yılında Sosyal Demokrat Parti’ye katıldı. 1981 ile 1997 yılları arasında Köln şehrinin aile danışmanı olarak görev yaptı. Partisinde üstlendiği her görevi başarıyla sürdürdükten sonra, 2001 yılında Köln semti Sosyal Demokrat Parti yönetici kurulunda yer aldı. Meclis dışındaki etkileyici politika hayatından sonra, 1994–2002 yılları arasında 2 dönem milletvekilliği yapan Leyla Onur, 2002’de milletvekili olmayacağını açıklamasının ardından, aynı yıl Alman Federal Parlamentosu’na milletvekili olarak seçildi. Akgün, Parlamentodaki tek Türk Sosyal Demokrat olarak 2002 yılından Ekim 2009’a kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. Milletvekilliği görevinin yanında Sosyal Demokrat Parti’nin (SDP) İslam’dan sorumlu üyesi ve toplumsal bütünleşme sözcüsü yardımcılığı da yaptı. Akgün şu an, Kuzey Ren Vestfalya Basbakanlığı’nda "International Relationship” Bölümü’nde görev yapmaktadır.
Lale Akgün, devlet görevlerinin yanı sıra gönüllü kuruluşlarda da aktif. Akgün, Ver-di sendikası ile Türkdanış (AWO) üyesi. Kindernöte e.V. (Çocuk yardım) derneğinin kurucu üyesi olmakla beraber Köln-İstanbul kardeş şehir projesini destekleme derneği üyesi. Göçmenlerin uyumu ve entegrasyon projelerinde çalışmaları var.
Kitabında kendi ailesinin hikayesi üzerinden göç, göçmenlik, uyum, yabancılık gibi konuları esprili bir dille ele alan Akgün, "Amacım öğretici olmak değil, yalnızca kendi hikayem ile Türklerin de çok büyük çeşitlilik barındıran bir halk olduğunu anlatmak istedim" Akgün kitabı yazmaktaki amacının, Almanya'daki klişe "Türk göçmen imajının" değişmesine katkı sağlamak olduğunu belirtiyor.Lale Akgün, "benim için önemli olan şuydu: Almanya'daki Türklerin tablosu çok tek yönlü ve tek renkli. Sadece prototip bir Türk varlığı ortada sanki. Bizim tanıdığımız Türkler deyince akla çok düz bir çizgi, çok düz bir tablo geliyor. Benim amacım bu tabloya renklilik katmaktı" diyor.
Bir diğer kitabı "Semra Teyze Ciğer Patesi Ülkesinde" Lale Akgün'ün diş doktoru olan babasının 1960'lı yılların başında Almanya'dan iki yıllık bir iş teklifi almasıyla başlıyor. O güne kadar İstanbul'da yaşayan aile, kendisini bir anda Almanya'nın yabancı ikliminde buluyor. Kitabında Almanya'daki ilk günlerinden örnekler veren Akgün, bu örneklerle iki ülke arasındaki kültürel farklılıklara dikkat çekiyor. Kendi deneyimlerinden yola çıktığını belirten Akgün, "bilinenden farklı Türk aileleri de mevcut" diyor. Akgün, "benim yaşadıklarım her zaman kafalarda olan tablolarla aynı değil. Ben kendi yaşadığımı anlattım. Yaşadıklarım gösteriyor ki başka şeyler de var. Ben kocasının arkasından yürüyen kadın yok demiyorum, ama onun yanında başka şeyler de var, bunu göstermek lazım" şeklinde ifade ediyor.
Frankfurt Kitap Fuarı hakkındaki düşüncelerini "Türk edebiyatının Almanya'da tanıtılması için çok önemli" sözleriyle dile getiren Akgün çok az sayıda Türkçe kitabın çevirisinin yapıldığını ve bunun toplumların birbirini anlamasını zorlaştırdığını vurgulayan Akgün, "o kadar az tercüme edilmiş ki Almanca'ya. Siz 80 milyon insanı tanıyamayacağınıza göre, siz bir kültürün süzülmüş, kalıntısı olan edebiyatı okuyamadıkça o ülkeyi anlamanız mümkün değil. O bakımdan, ben kitap fuarının Türkiye'nin Almanya'da tanınmasına, yelpazenin genişlemesine çok büyük bir katkısı olacağını düşünüyorum. Bir de üstelik daha çok kitabın Almanca'ya tercüme edilmesi için bir yol açılırsa, bu çok önemli bir adım olur. Başka türlü mümkün değil önyargıları yıkmak" diyor.