OBAMA’YA KAMPANYA DEĞİŞTİRTTİ
Huma Alpaytac’in, 6 yıl önce Chicago’da bir gökdeleninin en alt katında, tek oda, tek müşteriyle kurduğu kendi şirketi bugün 21 müşteri ve yıllık üç milyon dolar ciroyla son iki yıldır üst üste yılın en iyi ajansı seçiliyor…
Hüma Alpaytac’in babası Amerikan Hastanesi’nde dahiliye hekimiydi. Onun işine verdiği özen ve çalışma azmini aynen aldığını söyleyen Alpaytac, altı sene milli takımda yüzdü. Türkiye rekorları var. Robert Kolej mezunu. Okulun voleybol takımının ikinci kaptanıydı, atletizmle uğraşırdı. Bunun yanı sıra sanatla, özellikle resimle yakından ilgiliydi. Üniversite için burs alarak Amerika’ya gitti. Giderken babası, “Bundan sonra tek başınasın, benden bir şey bekleme. Amerika’ya gitmek istiyorsan orada yaşamayı becereceksin” dedi. Babasının bu tavrı sayesinde hayatını kazanmayı öğrendi. Bryn Mawr College’den İktisat ve Güzel Sanatlar alanlarında çift dereceyle mezun oldu. Bir taraftan da para kazanabilmek için haftada 20 saat çalıştı. Çocuk da baktı, bulaşık da yıkadı, sekreterlik bile yaptı. Bu arada bir de Fransızca öğrendi.
UMUTSUZ EV KADINLIĞINDAN BAŞARILI İŞ KADINLIĞINA
Türkiye’ye döndü ve iki sene Reklam Moran Ajans’da çalıştı. 1991’de evlenerek Hollanda’ya yerleşti. Orada beş yıl bir şirketin pazarlama müdürlüğünü yaptı. Flamanca öğrendi ve Rotterdam Sanat Akademisi’ne girerek resim bölümünde mastır yaptı. Mezuniyet sergsinde Hollanda’daki Türkleri, adaptasyon sorunlarını resmetti. Hollanda medyasında geniş yer buldu. Rotterdam Art Academy’den mezuniyetine yakın oğlu doğdu. İki sene sonra, kızına hamileyken ailece Chicago’ya taşındılar. İlk yıllar çok zordu. Adapte olamadı. Tam bir umutsuz ev kadına dönüştü. Nitekim bu sürecin sonunda çok acı bir şekilde boşandı. Amerika’da hiç iş tecrübesi yoktu ve biri üç, biri beş yaşında iki çocuğu vardı. Ama içimden bir ses bu evliliği daha fazla sürdürmemesini söylüyordu. Çok zor günler geçirdi ama hiç pişman olmadı.
Biri 3, diğeri 5 yaşında iki çocuğu ve iki valiziyle evden ayrılan Alpaytaç, önce Türk lobisine yaklaşıp Türk-Amerikan Derneği’nin başkanı oldu. Sonra küçük bir halkla ilişkiler şirketinde işe başladı. Altı yıl önce Chicago’da bir gökdeleninin en alt katında, tek oda, tek müşteriyle kurduğu kendi şirketi bugün 21 müşteri ve yıllık üç milyon dolar ciroyla son iki yıldır üst üste yılın en iyi ajansı. Obama’nın seçim kampanyasında bile onun parmağı var.
“HAYIR”I KABUL ETMİYOR
Türkiye’nin de başına bir felaket geldi ve 1997 depremi oldu. Türk ağına ulaşıp yardım topladı ve bu sayede çevre edinmeye başladı. Yavaş yavaş Türk toplumu içinde tanındı. Başkonsolosla tanıştı ve birlikte ortak çalışmalar yaptılar. 2000 yılında Türk Amerikan Derneği’nin başkanı oldu. Doğru dürüst para kazanacağı bir işi ise o yıla kadar bulamadı. Aynı yıl Amerika’nın en önemli 40 gurme editörünün Türkiye’ye bir lezzet turuna gideceğini öğrendi. Gidip turu düzenleyen şirkete bu işin organizasyonunu ve PR’ını ücretsiz olarak yapabileceğini söyledi. Eğer başarılı olursa, kendisini işe almalarını önerdi. Kabul ettiler. Dönemin Turizm Bakanı’nı Ankara’da merdivenlerde yakalayıp bu tura sponsor olmaları için ikna edişimi hiç unutamıyor. “Hayır” kelimesini kabul etmedi, resmen 40 takla attı ve başardı. O gün bugündür de iş yaparken “Hayır”ı kabul etmiyor. Lezzet turu Türkiye’nin sponsorluğunda gerçekleşti. Dönüşte ise Amerikan basınında geniş yer buldu. Sonunda düzgün bir işim oldu.
İŞ HAYATINDA İNSANIN KARŞISINA MELEKLER ÇIKTIĞINA İNANIYORUM
Dört yıl boyunca o halkla ilişkiler şirketinde genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. Patronun kölesi gibiydi. ‘Şeytan Marka Giyer’de Anna Wintour’un asistanına yaptıklarının bin katı kendisine yapıldı. Yaptığı işlerden biri de şirkete yeni müşteri kazandırmaktı. Her gün onlarca şirketin genel müdürünü aradı ve onlarla çalışmaları için ikna etmeye çalıştı. Bir temizlik aleti şirketinin genel müdürü tam bir Türk hayranı çıktı. Ve, “Ben patronunuzla değil, sizinle çalışmak istiyorum” dedi. “Kurucu müşterim olur musunuz?” dedi. “Olurum, üç ay boyunca seninle çalışmayı garanti ederim” dedi. Alpaytac o günleri şöyle anlatıyor: “Ben iş hayatında belli dönemlerde insanın karşısına melekler çıktığına inanırım. Bu adam da benim meleğimdi. İkinci ve üçüncü meleğim ise bir Yunanlı çift... Çalıştığım şirketin binası komple onlara aitti. Chicago’nun Donald Trump’ı! Onlara kendi şirketimi kurmayı düşündüğümü söylediğimde binanın en alt katında tek odalık bir ofisi bir yıllığına ücretsiz verdiler. Dünyanın öbür ucunda bir Yunanlı’nın bir Türk’e yaptığı iyiliğe bakar mısınız? O gün bugündür meleklere inanıyorum ve fırsatını yakaladıkça başkalarının meleği olmaya çalışıyorum.”
AMERİKA’NIN EN BÜYÜK ÜÇ PAZARLAMACISINDAN BİRİ
Şirketini kurduktan sonra insanüstü bir gayretle çalıştı. Boyut dışı düşündü. Para kazandıkça işe eleman aldı. Üç yıl sonra Chicago’nun en önemli master programı Kellogg’un Executive MBA programına başvurdu. Bu program Amerika’daki tüm üniversiteler içinde birinci sıradadır. Kabul edilmedi. Onlara kendini anlattı. Ajansımı büyütmek için bu eğitimi alması şarttı. Açık kapı bulması ve sızması gerekiyordu. Görüşmeden iki gün sonra telefon açıp mastır programına kabul edildiğini söylediler. O yıl kabul edilen 70 kişinin 65’i erkekti. Ve hemen hemen herkesi çalıştıkları şirketler finanse ediyordu. 120 bin dolar ödeyip gelen tek şirket sahibi gelen kendisiydi. Haftada 30 saatini alan, iki yıllık eğitimin ardından çok şey öğrendi. Mezun olduğunda beş müşterisi vardı. Amerikan ekonomisinin kötüye gitmesinden faydalandığını itiraf ediyor. Çok para isteyen büyük ajansların aksine daha az yatırımla hızlı sonuçlar vaat ederek müşteriyi çekti. Bir odalık ofis iki ayda bir büyüdü. Rakip şirketlerde çalışan genç ve parlak elemanları transfer etti. 2008 yılında Amerika’nın en büyük üç pazarlamacısından biri seçildi.
EN BÜYÜK 2 HAYALİ VAR
2008 yılının sonlarına doğdu bir arama motoru müşterisi için bir analiz yaptı; Wall Street Journal’da yarım sayfa yayınlandı. McCain’in internet üzerinden yürüttüğü seçim kampanyasının Obama’ya oranla daha iyi olduğundan bahsetti. Obama’nın nerede yanlış yaptığını tespit etti. Haber yayınlandıktan iki gün sonra Obama’nın seçim kampanyası onun eleştirdiği doğrultuda düzeltildi. Obama’nın başkan seçilmesinde rolü oldu. Bu yaptığı araştırmayla Altın Küre ödülünü aldı.
‘Kurtlar Vadisi’ için Sharon Stone ve Andy Garcia, ‘Var mısın Yok musun’ için Christina Aguilera ve Fifty Cent’in gelmesine aracı oldu.
Şu anda iki büyük hayali var. Biri sanata geri dönebilmek. Diğeri ise Türkiye’de tıpkı ‘Barcelona Barcelona’ gibi bir film çekilmesine aracı olmak. Bu sayede ülkemizi bütün dünyaya tanıtmak.